Kelime-i Tevhid ve Allah'ın Zâtını İdrak

Tâlibin [Lâ derken] âfâkî ve enfüsî [dışındaki ve içindeki] bâtıl ilâhları [Allah’tan başka taptığı, gönül verdiği, kulluk ettiği her şeyi] silip yok etmeğe çok çalışması lâzımdır. İllallah derken, ya’nî Hak’tan başka ma’bûd yoktur derken, hâtırına ve düşüncesine gelen her şeyi, Lâ derken kastettiklerine dâhil etmeli, Allahû Teâlâ’nın vücûdu ile yetinmelidir; her ne kadar o makâmda vücûd bile yolda kalıyor ve vücûdun ötesini aramak gerekiyor ise de. Ehl-i Sünnet âlimleri, “Allahû Teâlâ’nın vücûdu zâtından başkadır” demekle ne güzel söylemişlerdir. Vücûda zâtın aynısı demek ve vücûddan başka bir şey yokdur, Allahû Teâlâ’nın zâtı vücûddur demek, görüş, bakış ve gerçeği bilmekteki kusûr ve eksiklikten doğmaktadır. Şeyh Alâüddevle Semnâni Hazretleri “kuddise sirruh”, “Vücûd âleminin üstü, melik-i vedûd âlemidir” demişlerdir.

Bu fakîri vücûd âleminden yukarı çıkardıklarında, bir müddet bu hâle mağlûb oldum. Taklîdî ilim mucibince kendimi müslümânlardan sayardım. Velhâsıl mümkin ve mahlûk olanın havsala ve hâtırına gelen şeylerin de mümkin ve mahlûk olmaları lâyık ve uygundur. İnsanlara, kendisini tanıyamamaktan başka açık yol bırakmayan Allahû Teâlâ her eksik ve ayıbdan münezzehtir. Buradan bu fenâ ve bekâya kavuşan mümkinin [velînin] vâcib olacağı, sakın akla ve hayâle gelmesin. Bu imkânsızdır ve hakîkatlerin değişmesine yol açar. O hâlde mümkin vâcib olmayınca, Vâcib Teâlâ’dan nasîbi, anlayamamazlıktan başka bir şey olamaz.

Beyt:

Anka kuşu avlanamaz, tuzağını topla,

Çünki orada sâdece hava girer tuzağa.

Yüksek himmetli olmak, hiç kavuşulamayan, kendisinden nâm ve nişân görünmeyen böyle bir maksûdu matlûb edinmekle ifâde edilir. Bir kısımları vardır ki, kendilerinin aynı görmek istedikleri matlûbu isterler ve isterler ki, onunla aralarında yakınlık ve berâberlik olsun. Mısra:

Onlar onlardır ve ben böyleyim, yâ Rab.