Büyük evliyâdan biri, “Allahû Teâlâ’yı hakkıyle tanıyana günâh zarar vermez” buyurdu. Ya’nî ma’rifetten, tanımadan önceki günâhı zarar vermez demektir. Çünki İslâm, kendinden evvel işlenmiş olan günâhları geçersiz kılar. İslâm’ın hakîkati, tasavvuf dilinde, fenâ ve bekâdan sonra kavuşulan gerçek ma’rifettir, Allahû Teâlâ’yı bilmekdir. İşte bu ma’rifete ulaşmak da, kavuşmadan önceki günâhları mahveder, geçersiz kılar. Bu sözdeki “zarar vermez” ifâdesinin, ma’rifete kavuştuktan sonraki günâhları bildirmesi de mümkündür. O zamân, büyük günâh değil, küçük günâh kastedilmiş olur. Çünki evliyâullah büyük günâh işlemekten mahfûzdur. Küçük günâhın zararı ise, ısrâr ve devâmlı olması hâlindedir. Evliyâullahda ısrâr olmadığı ve aralıksız istiğfâr ve tevbe ile tedârike çalışma bulunduğu için, küçük günâh onlara zarar vermez. Ve yine mümkündür ki, bu sözün ma’nâsı, fenâ ve bekâdan sonra günâh meydâna gelmez, demek ola. Çünki günâh meydâna gelmeyince, zararı da olmaz.
Mülhidlerin bu sözden anlamak istedikleri, mâdem ki, günâh işlemek ârife zarar vermiyor, o hâlde istedikleri kadar günâh işlerler, sözleri zındıklıktır. Kat’î olarak yersizdir, bâtıldır. (Onlar şeytânın takımıdır. Uyanınız ve iyice biliniz ki, hüsrân ve zararda olanlar, şeytânın takımı olanlardır), âyet-i kerîmedir. Yâ Rabbî, bize hidâyet verdikten, doğru yolu gösterip, hidâyet üzere bulundurduktan sonra kalplerimizi kaydırma ve bize yüce katından rahmet ver. Sen çok ihsân edicisin. Ve Sallallahü Teâlâ alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sellem ve bârek.
Mağfireti bol ve çok kerîm olan Rabbimden, İslâm’ın hakîkati ile şereflenen ârifin, bu ma’rifete kavuşmadan önceki günâhlarının, mezâlim ve kul hakkı cinsinden de olsa, kendine zarar vermeyeceğini umarım. Hak Teâlâ mutlak mâliktir ve kulların kalbi, O’nun iki parmağı arasındadır; dilediği gibi onları çevirir. İslâm zulüm ve kul hakları hâriç, bütün günâhları kesip atınca, Onun hakîkatinde, elbette mutlak olanında olmayan meziyyet ve fazîletler bulunur.