Ferdiyyet kemâlâtını da kendinde bulunduran bir irşâd kutbunun vücûdu [varlığı] çok azîzdir. Bir çok asırlardan ve hesâbı zor zamânlardan sonra ancak böyle bir cevher zuhûr eder ve karanlık âlem onun nûrû zuhûruyla aydınlanır. Onun irşâd ve hidâyet nûru bütün âlemi içine alır. Arşın tepesinden dünyânın merkezine kadar, kimde rüşd, hidâyet, îmân ve mârifet hâsıl olursa, onun vâsıtasıyla olur ve ondan istifâde olunur. Onun tavassutu olmadan hiç kimse bu devlet ve ni’metlere kavuşamaz. Onun hidâyet nûru dünyâyı kuşatan okyânus gibi, bütün âlemi içine almıştır. O deniz donmuş gibi olup, aslâ hareket etmez. O büyüğe müteveccih olan bir şahıs, ona ihlâsla bağlı ise, yahut o büyük, bir tâlibin hâline teveccüh ederse, işte bu teveccüh esnâsında, tâlibin kalbinde sanki bir pencere açılır ve o yoldan, teveccüh ve ihlâsı miktarınca, o deryâdan içer içer ve kanar. Bunun gibi, Allahû Teâlâ’nın zikrine müteveccih olan bir kimse, o azîze hiç teveccüh etmese, ammâ onu inkârından değil, tanımadığı için böyle yapsa, aynı istifâde onda da hâsıl olur. Lâkin birincisinde olan istifâde bundan dahâ fazladır.