Görülen ve bilinen her şey, mukayyeddir, mahdûddur. Mutlak olan sarafetten [hiçbir kayd ve bağla bağlı olmamaktan] aşağı mertebededir. Matlûb, ya’nî Hak Teâlâ O’dur ki, bütün kayd ve bağlardan münezzeh ve müberrâ ola. O hâlde O’nu, görmenin ve bilmenin ötesinde aramalıdır. Bunun nasıl olduğunu akıl anlayamaz. Çünki akıl, görmenin ve bilmenin ötesinde aramağı muhal [imkânsız] bilir. Beyt:
Perdenin arkasını, mest olmuş rindlerden sor,
Ki yüksek makâm sâhibi sofîye, bu hâl çok zor.
(Rind: gönül adamı, sûfi)