Evliyânın Gizli Kalmasının Sebebi

Allahû Teâlâ, evliyâ kullarını öyle örtmüştür ki, onların zâhirlerinin bile bâtınlarındaki kemâlâttan haberleri yoktur; nerede kaldı ki, diğer insanların onların iç kemâlâtından haberleri olsun. Onların bâtınlarının bîçûn ve bîçigûne mertebesine olan nisbetleri de bîçûndur, ya’nî anlatılamaz, vasfedilemez. Bâtınları, âlem-i emirden olduğu için, bîçünîlikten nasîpleri olur. Tamâmen bilinen ve anlaşılan hâlde olan zâhirleri, onu nasıl anlayabilir. Hattâ bu nisbetin sâhibi olduğunu nerede ise inkâr edecek durumda bulunur. Çünki, ondan hiç haberi yoktur; hattâ münâsebeti bile yok gibidir. Nisbetin hâsıl olduğunu bilebilir, ammâ kime bağlı olduğunu bilemez. Hattâ çok zamân gerçek bir bağlılığından haberi de olmaz. Bütün bunlar, o nisbetin çok yüksek olmasından ve zâhirinin çok alçak bulunmasındandır. Bu arada şunu da söyleyelim ki, bâtını o nisbetin tamâmen hükmü altında bulunmaktadır. O bilmek ve görmekten geçmişdir. Neye sâhib olduğunu ve kimi bulduğunu nereden bilsin? Böylece, ma’rifete [bilmeğe, tanımağa] bilememekten ve tanıyamamaktan başka yol kalmaz. Bunun için Sıddîk-ı Ekber “radıyallahü anh”, “Anlayamamak anlamaktır” buyurdu. İdrâkin [anlamanın] kendisi, husûsî bir nisbetten ibâret olup, onu anlayamamak lâzım gelir. Çünki idrâk sâhibi mağlûptur, anladığını bilemez. Başkaları ise, dahâ önce dediğimiz gibi, onun hâlini hiç bilemezler.