Bu fakîre bildirildi ki, Kur’ân-ı Kerîm’de vâki’ olan Allahû Teâlâ’nın kuluna kurbu [yakınlığı], ma’iyyeti [kulu ile berâberliği] ve ihâtası [herşeyi kaplaması] da, yed [el] ve vech [yüz] gibi müteşâbihler cümlesindendir. Evvel, âhir, zâhir ve bâtın sözleri ve benzerleri de bunlar gibidir. İşte Allahû Teâlâ’ya karîb [yakın] deriz, ammâ kurbun [yakınlığın] ne demek olduğunu bilmeyiz. Aynı şekilde O’na, evvel deriz, ammâ evvelin ne demek olduğunu anlamayız. Bizim ilim ve anlayış dâiremize sığan Kurb ve Evvele âit ma’nâlardan Allahü Teâlâ münezzehtir ve çok yüksektir. Bizim keşif ve şühûdumuza gelip, münkeşif ve müşâhede olunandan, çok yüksek ve müberrâdır. Ba’zı tasavvuf ehlinin keşif yoluyla anladıkları ve o keşifleri ile Allahû Teâlâ’yı yakın ve berâber bildikleri ma’nâlar hoş değildir. Mücessime mezhebine doğru atılmış bir adım gibidir. Ba’zı âlimlerin bunları te’vîl ederken, kurbdan [yakınlıktan] murât, ilmî yakınlıktır, demeleri, eli kudretle, vechi zâtla te’vîl etmeleri gibi olup, te’vîli câiz görenlerce câizdir. Biz te’vîli câiz görmüyoruz ve öyle müteşâbih kelimelerin te’vîllerini, ne demek olduklarını Allahû Teâlâ’ya havâle ediyoruz. En iyisini Allahû Teâlâ bilir. Hidâyet üzere olanlara selâm olsun.