Yakînin Mertebeleri

(Rabbinin ni’metlerini dile getir) âyet-i kerîmesine uyarak, bu büyük ni’meti bildirmek için derim ki: Bu fakîrin Ehl-i Sünnet ve cemâ’at âlimlerinin bildirdikleri kelâmdaki i’tikâd bilgilerinin doğruluğuna öyle bir yakînim [kuvvetli îmânım] vardır ki, o yakînin yanında, en açık ve bedihî olan yakînler, zan, hattâ vehim gibi kalır.

Meselâ kelâm mes’elelerinin her biri için hâsıl olan yakîni [îmânı], güneşin varlığına olan yakînim [inancım ve kabûlüm] ile karşılaştırırsam, ikincisine birincinin yanında yakîn demek, çok ağır ve esef verici gelir. Akılla iş yapanlar bu sözümü ister kabûl etsinler, ister etmesinler. Hattâ kabûl etmeyeceklerdir. Çünki bu mevzu’, aklın görüşünün ve düşünüşünün ötesindedir. Zâhire [dış görünüşe] bakan aklın bu makâmdan inkârdan başka nasîbi yoktur.

Bu işin esâsı ve hakîkati şudur ki, yakîn kalbin işidir. Kalbin güneşin varlığına yakîni, habercileri gibi olan hislerin [duygu organlarının] vâsıtası iledir. Ammâ kelâm meselelerinden bir mes’ele hakkında kalbde hâsıl olan yakîn, herhangi bir organ ve kişi tarafından olmayıp, ihsânı bol olan Allahû Teâlâ’dan ilhâm yoluyla ve vâsıtasız olarak alınmıştır. O hâlde birinci yakîn, ilim-ül yakîn mertebesinde, ikinci yakîn ayn-ül yakîn mesâbesindedir. Aralarında çok fark vardır. Mısra :

Hiç, işitmek görmek gibi olur mu?