Allahû Teâlâ’nın fadlı ve ihsânı ile tâlibin sînesi, bütün arzû ve murâtlardan boşalır ve Allahû Teâlâ’dan başka hiçbir isteği kalmazsa, o zamân yaratılışından maksat ne ise, ele geçmiş ve kulluğun hakîkati yerine gelmiş olur. Bundan sonra, eğer nâkısların terbiyesi [yetiştirilmesi ve olgunlaştırılması] için geri gönderilmesi istenirse, kendi tarafından ona irâde ve ihtiyâr verilir de, söz ve fi’ldeki tasarruflarında muhtâr ve mucâz [serbest ve izinli] olup, me’zûn olan kul gibi olur.
Allahû Teâlâ’nın ahlâkı ile ahlâklanmak olan bu makâmda, irâde [istek] sâhibi, ne isterse, başkaları için ister ve hep başkalarının menfa’atini göz önünde bulundurur. Kendi menfa’at ve çıkarını düşünmez. Vâcib Teâlâ’nın irâdesi işte öyledir ve âyet-i kerîmede, (En büyük sıfatlar Allah’ındır) buyuruldu. Bu irâde sâhibinin kendi menfa’atini düşünmesi lâzım değildir, hattâ câiz değildir. Çünki bu irâde sâhibi ne isterse, olur. O hâlde kendi menfa’atini düşünmesi ve göz önünde tutması şirkdir ve kulluk bunu kaldırmaz. Allahû Teâlâ Habîbine “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm”, (Muhakkak ki, Sen istediğine hidâyet veremezsin. Lâkin Allah dilediğini hidâyete getirir) buyurmakla, insanların Efendisinin irâdesinde duraklama olunca, başkaları kendi için nasıl isteyebilirler.
Aynı şekilde, bu irâde sâhibinin bütün isteklerinin Hak Teâlâ’nın rızâsına uygun olması lâzım değildir. Görmez misin ki, O insanların en büyüğü Efendimizin “sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem” ba’zı davranışlarına ve sözlerine Allahû Teâlâ tarafından i’tirâz vâki’ oldu. Nitekim Tahrîm Sûresi birinci âyetinde, (Ey Peygamberim! Zevcelerinin gönül rızâsını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığını, niçin harâm edersin. Bununla berâber üzülme, Allah Gafûr ve Rahîmdir [mağfireti boldur ve çok merhametlidir]), Âl-i İmrân sûresi 161. âyetinde, (Bir peygamber için emânete [ganîmet malına] hıyânet hiç olmuş şey değildir), Tevbe sûresi, 43.cü âyetinde, (Ey büyük Peygamber! Allah senden hüznü gidersin! Doğru söyleyenler belli oluncaya kadar ve yalancılar bilininceye kadar, niçin beklemeyip, onlara izin verdin) buyuruyor. Buradaki afv kelimesi, bir taksîri hâtırlatıyor. Hâlbuki, Allahû Teâlâ, kendinin bütün irâde ettiklerinden râzı değildir. Küfür ve günâhlar böyledir.