Mürşidimin hizmet ve sohbetinde dört kişi idik. Diğer talebe ve müridler arasında ayrı bir yerimiz ve husûsiyyetimiz vardı. Her birimizin hazret-i Hâcemize başka davranışı ve ayrı i’tikâdı [bağlılığı ve teslimiyyeti] var idi. Bu fakîr kesin olarak biliyordum ki, böyle bir sohbet, buna benzer bir topluluk, bunun gibi bir terbiye ve irşâd, O din ve dünyânın Serveri'nden “aleyhi ve alâ âlihis-salâtü vet-teslimât” sonra hiç bir zamân bulunmamıştır. Bu ni’metin şükrünü şu sözle yerine getirdim: “Her ne kadar insanların En Hayrlısının “aleyhi ve alâ âlihissalâtü ves-selâm” sohbetine yetişmedimse de, hazret-i Hâce'nin sohbetinden de mahrûm kalmadım.”
Hazret-i Hâcemiz, diğer üçü için buyurdular ki, filân beni tekmîl sâhibi biliyor, ammâ irşâd sâhibi bilmiyor. Ona göre irşâd makâmı, tekmîl [kemâle getirme] makâmından yüksektir. Filânın ise, bizimle işi yok. Üçüncüsü için ise, o bizi inkârdadır [kabûl etmiyor] buyurdu. Her birimiz hazret-i Hâce'ye olan i’tikâdımıza göre, ondan nasîb aldık.
Bilmek lâzımdır ki, müridin mürşidinin üstünlüğüne ve onun en kâmil olduğuna i’tikâdı, ona olan muhabbeti netîcesidir ve ifâde [fâide verme] ve istifâde [fâidelenme] sebebi olan münâsebetin, berâberliğin ve sohbetin meyvesidir. Bununla berâber, mürid mürşidini, dînimizde üstünlüğü, fazîleti bildirilmiş olan zâtlardan üstün tutmamalıdır. Yoksa muhabbette ifrât etmiş olur. İfrât ise kötülenmiş sıfatlardandır. Şiî’îler, Ehl-i Beyt muhabbetindeki ifrâtları yüzünden hak yoldan ayrılıp, perîşân olmuşlar. Hıristiyanlar Îsâ Âleyhis-selâma olan aşırı sevgileri sebebiyle, ona “Allahın oğlu” demişler ve ebedî ziyânda kalmışlardır. Lâkin, büyüklükleri ve üstünlükleri kabûllenilmiş olanları hâriç tutar ve: “Benim mürşidim diğerlerinden üstündür” derse, câizdir; hattâ tarîkatta vâcibdir. Bu üstün bilmek, müridin elinde değildir. Hattâ deriz ki, eğer mürid kâbiliyyetli ise, gayr-i ihtiyârî bu i’tikâd onda hâsıl olur ve o muhabbeti ve üstün bilmesi sebebi ile, mürşidin kemâlâtını iktisâb eder. Eğer bu üstün bilmek müridin irâde ve isteği ile olur ve zorlama hâli görülürse, câiz olmaz ve netîce vermez.