Muhammedün Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem”, Resûllerin, ya’nî bütün peygamberlerin “aleyhi ve aleyhimüs-salavâtü vet-teslimâtü vet-tehiyyât” efendisidir, büyüğüdür. Nerede kaldı ki, diğer insanlardan yüksek olmasın. Hâlbuki Îsâ ve Mûsâ’nın “aleyhimes-selâm”, mertebe ve isti’dâtlarına göre zâtın tecellîlerinden nasîpleri vardır. Nitekim Allahû Teâlâ Mûsâ aleyhis-selâma: (Ben Seni kendime [zâtım için] Peygamber seçtim.) [Tâhâ sûresi, 41.ci âyet-i kerîmesi] buyurdu. Îsâ aley-his-selâm ise, rûhullah ve kelimetullah olmakla, Resûlullah Efendimiz ile münâsebeti çoktur. Ammâ İbrâhîm aleyhis-selâm, sıfatların tecellîsine kavuşmuş olmakla berâber, keskin ve ileri görüşlüdür. Zâtın tecellîsi makâmında bizim Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem” müyesser olan husûsî şân ve mertebe, İbrâhîm aleyhis-selâma, sıfatların tecellîsi makâmında hâsıl oldu. Tabi’i ki aralarındaki isti’dâd göz ardı edilmeyecek. O hâlde bu bakımdan O, hazret-i Îsâ ve hazret-i Mûsâ’dan efdal [üstün] olur ve haz-ret-i Îsâ da hazret-i Mûsâ’dan efdaldir ve onun mertebesi hazret-i Mûsâ’nın fevkindedir. Keskin görüşlü ve ayırıcı bakışlıdır. Onlardan sonra Nûh “aleyhisselâm” gelir. Nûh aleyhis-selâmın makâmı, sıfatlar makâmında İbrâhîm aleyhis-selâmın makâmından dahâ yukarıda ise de, İbrâhîm aleyhis-selâmın o makâmda husûsî şânı ve keskin görüşü vardır ki, başkasında yoktur. Lâkin evlâd-ı Kirâmı’nın, O’na tâbi’ olmak ve O’ndan gelmekle, O’nun makâmından da nasîbi vardır. Âdem aleyhis-selâm ise, Nûh aleyhis-selâmdan sonradır “alâ nebiyyinâ ve alâ cemî’ihimüs-salavâtü vetteslimât”. Bu anlattıklarımı bana Rabbim bildirdi ve keremi ile ilhâm eyledi. Her şeyin en iyisini Allahû Teâlâ bilir.