Seyr-î İcmali, Seyr-î Tafsilîden Üstündür

Seyri, ya’nî tasavvuf yolundaki ilerlemesi, isim ve sıfatların tafsîline düşmüş olan sâlikin, hazret-i Zât’a kavuşma yolu tıkanmıştır. Çünki isim ve sıfatların nihâyeti yoktur ki, onları aştıktan sonra nihâî maksada kavuşabilsin. Meşâyıh bu makâmdan haber vermiş olup, kavuşma mertebelerinin nihâyeti yoktur demişlerdir. Çünki mahbûbun kemâlleri nihâyetsizdir. Burada kavuşmaktan murâtları, isim ve sıfatlarla alâkalı kavuşmadır.

Mes’ûd o kimsedir ki, isim ve sıfatlardaki seyri icmâlen vâki’ olur da, sür’atle hazret-i Zâta “teâlâ ve tekaddes” kavuşur.

Zâta kavuşmuş olanların nihâyet-ün-nihâyeye, ya’nî varılabilecek en son makâma kavuştuktan sonra, da’vet için geri dönmeleri lâzımdır. O mertebeden geriye dönüş olmaz diye bir şey yoktur. Ortada olanlar böyle değildir. Onlar isti’dâtlarının nihâyetlerine kavuştuktan sonra, geriye dönebilirler; dönmeyip bulundukları makâmda kalabilirler de. O hâlde nihâyete varmış olanların, bütün mertebelere kavuşması mümkündür, hattâ lâzımdır. İsimlerin ve sıfatların tafsîlinde ilerleyen ortalardakiler için kavuşma mertebelerinin sonu yoktur. Bu ilim de, bu fakîre mahsûs olan ilimlerdendir. Her şeyin en doğrusunu Allahû Teâlâ bilir.