İniş ve Halk Arasına Tam Dönüş

Nihâyet-ün-nihâyeye kavuşmuş olanlar, geriye dönüşte de en aşağı mertebeye inerler. Nihâyet-ün-nihâyeye kavuşmuş olmanın alâmeti, işte bu en aşağı mertebeye inmektir. Geriye dönüş ve iniş, bu şekilde olunca, geriye dönen ve çıktığı gibi en aşağı mertebeye inen, tamâmen sebepler âlemine müteveccih olur. Onun bir kısmı Hak sübhânehuya, bir kısmı ise insanlara müteveccih [yönelmiş, yüzünü çevirmiş] değildir. Zîrâ bu hâlde bulunmak, nihâyet-ün-nihâyeye [sonun sonuna] kavuşmamanın alâmetidir ve böyle olan en aşağı mertebeye inemez.

Ya’nî demek istiyoruz ki, mü’minin mi’râcı olan namâz kılma esnâsında geriye dönmüş velînin latîfeleri [kalb, rûh, sır, hafî ve ahfa ve nefs]inin Allahû Teâlâ’ya husûsî teveccühü hâsıl olur ve namâz bitinceye kadar devâm eder. Namâzdan sonra, yine bütün varlığıyla insanlara döner. Lâkin farz ve sünnetleri edâ ederken, altı latîfe Allahû Teâlâ’ya müteveccih olur. Nâfile namâz esnâsında ise, yalnız latîfelerin en latîf olanı ile müteveccih olmaktadır. (Allahû Teâlâ ile öyle zamânlarım oluyor ki...) hadîs-i şerîfi, herhâlde bu husûsî vakte işârettir ki, bu da namâza mahsûstur. Bu işârete bizi yaklaştıran delîl de, (Gözümün ışığı [bütün neş’em] namâzdadır) hadîs-i şerîfidir. Bu karîneye [ipucu-na] ekleyeceğimiz iki işâret dahâ vardır ki, bunlar da sahîh keşif ve sarîh ilhâmdır. Bu ma’rifet, bu fakîre mahsûs ma’rifetlerdendir. Meşâyıh bu kemâli, iki teveccüh arasını birleştirmede bilmişlerdir. Her şeyin en doğrusunu Allahû Teâlâ bilir. Vesselâmü alâ menittebe’al-hüdâ veltezeme mütâ-ba’at-el Mustafâ aleyhi ve alâ âlihis-salavâtü vet-teslimâtü etemmühâ ve ekmelühâ.